çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2016 Cuma

Çanakkale Zaferinin 101. yıldönümü


Biz ki kahraman, gözünü kırpmadan vatanı için kanının son damlasına kadar akıtan ataların torunlarıyız.... Bu ne gurur ne güzel bir merhebedir bizim için, Allah şehitlerimizin mekanlarını cennet eylesin. Bu zor günlerde aklıma topraklarımızı kanlarıyla alan yiğitlerimiz geliyor hep, inşallah haklarını helal ediyorlardır bize çünki bu ülke kolay kurtulmadı ve ne yazık ki gidişat hiç iyi gözükmüyor. Allah bizi düşmanlardan korusun yeni bir Çanakkale destanı yazdırmasın.... 


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

18 Mart 2015 Çarşamba

Çanakkale Savaşı Nasıl Kazanıldı?



OKUYALIM HATIRLAYALIM VE TEKRAR DÜŞÜNELİM.... BU VATAN KOLAY KAZANILMADI VE KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL BU VATAN HEPİMİZİN. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
İYİ Kİ TÜRK EVLADIYIM,İYİ Kİ...


1914-1918 tarihleri arasında devam eden Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya; İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’ya karşı savaştı. Osmanlı Devleti de Almanya ve Avusturya’nın yanında katıldı. Bu durum itilaf devletlerinin hoşuna gitmedi. İngiltere, Fransa, İtalya (itilaf devletleri) birlikte savaştıkları Rusya’ya yardım etmek istiyorlardı. Diğer bir amaçları da dünyanın en önemli suyolu olan Çanakkale ve İstanbul boğazlarını elde etmekti. 

Çanakkale Deniz Muharebeleri – Savaşı

Bu nedenle büyük bir donanma ile Çanakkale önüne geldiler. 18 Mart 1915’de Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’ u ele geçirmek amacıyla büyük savaş gemileri ile saldırıya geçtiler. Fakat ummadıkları büyük bir direnişle karşılaştılar. Türk topçularının yoğun ateşleri sonucu boğazı geçemeyeceklerini anladılar. Bu saldırıdan bir gün önce Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Boğazı sularına mayın döşemişti. İtilaf devletlerinin gemileri mayınları fark edemediler. Mayınlara çarpan birçok savaş gemisi battı. Düşman donanması ağır bir yenilgiye uğramıştı. Bu nedenle düşman gemileri geri çekilmek zorunda kaldılar. 

Çanakkale Kara Muharebeleri – Savaşı

Çanakkale Boğazını denizden geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetleri, çok kalabalık bir orduyla karaya çıkarma yaptı. Karadan Türk kuvvetlerine saldırdılar. Karada düşman kuvvetlerine karşı, komutasını Yarbay Mustafa Kemal’ in yönettiği birlikler savaşıyordu. Savaş çok kanlı geçiriyordu. Her iki taraftan on binlerce asker ölüyordu. Mustafa Kemal’in kumandasındaki bir avuç Mehmetçik, dünyada eşine rastlanmayacak büyük bir savunma ve kahramanlık örneği gösteriyordu. Düşman kuvvetleri bu gücün karşısında da durmayacaklarını anladılar. Yenilgiyi kabul edip 9 Ocak 1916 yılında yurdumuzu terk ettiler. 

Çanakkale Savaşı’nın Sonucu

Birinci Dünya Savaşı içinde yer alan Çanakkale Savaşı, Türk ordusunun büyük zaferi ve galibiyetiyle noktalandı. Mustafa Kemal komutasındaki birlikler, dünyaya “Çanakkale geçilmez” gerçeğini kabul ettirdiler. Çok kanlı geçen bu savaşta 252 bin düşman askeri ölmüştür. Türk ordusu ise 253 bin asker şehit vererek vatanını korumuştur. Bu büyük zaferle tüm dünya, hem Türk ordusunun gücünü hem de Mustafa Kemal gibi büyük bir askeri dehayı tanıdı. Çanakkale Zaferi, her yıl 18 Mart gününde kutlanır. Zafer gününde, Çanakkale şehitleri sevgi, saygı ve minnetle anılır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ise büyük bir asker ve devlet adamı olduğu vurgulanır.